KİM ÖZLERDİ AVUÇ İÇLERİNİN TER KOKUSUNU
HAYATI TEK BAŞINA İÇİNE SIĞDIRAMAZSIN
ÖZDEMİR ASAFTAN KISACIK BİRLEŞTİRMELER
Biri gelir sorarsa
Sana beni sorarsa
Gitti der misin
Gittiğimi söyler misin
Gidiyorum ben sana
Benimle gider misin.
Küçük çocuklar yapıp geceleri kendimden
Seni öpsünler diye gönderiyorum sana.
Bana, kucaklarında seni getiriyorlar;
Ben de sonra o seni getiriyorum sana.
Benden, onlara benzer olmayı beklemeyin,
Ve onları yineler olmayı beklemeyin.
Herkes yeniliğine varır, kendi kalırsa.
Kimseden bana benzer olmayı beklemeyin.
Seni düşlerime aldım,
Uykusuz kaldım.
Seni uykularıma aldım,
Düşsüz kaldım.
Başıma aldım, sensiz;
Gönlüme aldım, başsız,
Sensiz, yollarda pulsuz,
Pullarda mektupsuz kaldım.
Gördüler ayrı-ayrı vardıkları yerde,
Sonsuza-dek sürecek yanlışlıklarını.
Gördüler ayrı-ayrı kaldıkları yerde,
Ayrı-ayrı büyüyen yalnızlıklarını.
Seni bende, beni sende arıyorlar,
Beni senden, seni benden tanıyorlar,
Bir birim gibiyiz tümünün gözünde,
Yarım'larımızı bütün sanıyorlar.
Seni büyük buldum, anladım,
Seni güzel buldum, korudum,
Seni küçük buldum, uyardım,
Seni yakın buldum, uyudum,
Biri yanlış idi, unuttum.
Sen bana bakma,
Ben senin baktığın yönde olurum.
Bensiz seni/benden başkası anlamaz,
Sensiz beni/senden başkası anlamaz,
Senden, benden/bize olanca varmadan
Bizsiz bizi/bizden başkası anlamaz.
Seni bulmaktan önce aramak isterim.
Seni sevmekten önce anlamak isterim.
Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de,
Seni hep hep yeniden başlamak isterim.
Konuşmak küçülür-küçülürse
Adı değişir susmak olur.
Ağlamak büyür-büyürse
Adı değişir susmak olur.
Yalnız
Hem kaptanı
Hem de tek yolcusudur,
Batmakta olan gemisinin...
Onun için Ne sonuncu ayrılabilir
Gemisinden,
Ne de ilkin.Öyle bir kelime söylesem ki diyorum,
Dışarıda bir başkası kalmasa.
Türkiye'de İstanbul ne ise,
İstanbul'da gece ne ise,
Gecede yürümek ne ise,
Yürürken düşünmek ne ise,
Seni unutmamacasına düşünmek ne ise,
Unutmamanın anlamı ne ise,
Seni sevmek ne ise,
Saklayayım, yok söyleyeyim derken
Birden aşka düşmek ne ise,
Her neyse...
Kim o, deme boşuna...
Benim, ben.
Öyle bir ben ki gelen kapına;
Başdan - başa sen.
Sana adlar aradım...
Ardında adsız kaldım.
ÖZDEMİR ASAF
Yorum (8) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin!
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
NAZIM HİKMET
Yorum (5) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
kristal denizaltı
Benimde o kristal denizaltıya binmişliğim var.
Süt buğusu gibi solgun maviliğin yayıldığı
Issız bir sabah vakti,
Dönüp dönmeyeceğini bilmediğin bir yolculuğa çıkmak için,
ürpertilerle binip,
Kapaklarını kapatırsın ;
Dönersen;
başka biri olarak döneceksindir yolculuğundan.
O denizaltı bir yere gitmez,
Giden sensindir!...
Ahmet Altan
yüreğinin güzelliğine hayran kaldığım,canım arkadaşıma,
çok sevdiğim bi yazıyı eklemek istedim..
bana bunu sağladığı için kendisine çok çok teşekkür ederim.
ve bu kitabı da ayrıca ,okumanızı tavsiye ederim ....ben mi??
feminist1725 :))
Yorum (5) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
ANKARA
Hayatının bir bölümünü Ankarada yaşamış ve içinde hep Ankarayı özlemiş biri olarak bulunca sarılıverdim hemen bu şiire.Ankarayı sevmeyen çok insanla karşılaştım ve karşılığında hep ankara sevgimi savunmaya çalıştım.Ama neden Ankarayı bu kadar çok seversin diye sorulduğunda anlatabileceklerim,hislerim bu şiirden daha öte olamazdı,daha doğrusu benim içimdekiler bu kadar güzel dile gelmezdi....
ankara'ya
öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar...
kimse keman çalmaz belki ama
çok keman çalınsın balolarında
diye yapılmış
gri
sisli
binalar...
alnının ortasında
ciddi bir devlet asabiyeti.
çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar,
bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek
bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş!
(biz bir şeyi delicesine severiz
ama tanrım neyi?)
kahve önü çatlak mozaik
bel kemiğine tehdit
kürsüler üstünde
çok sigara içen
öğrenciler
bir daha asla yaşayamayacağı
aşkları teğet geçerken
hep onu sevmeyenleri severek
hep onu sevenin gözlerinden
kalabalıklara kaçarak
karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara,
yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını
bir izmirli güzele dayatmak varken
(hep kardeş olacak değiliz ya,
yaşasın halkların sevgililîğî!)
soyut bir sevdaya
beşik kertilmiş olan
dağda çoban,
şehirde şark çıbanı sayılan,
fırat'ın büyük elleri
ararat'ın kız yelleri
cilo'nun derin nefesleri
hülasa kente hukuk mukuk okumaya
mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş
anadolu çocukları,
ankara' ya
öyle yakışırdı ki kar
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar
belki balkona kar seyretmeye çıkar diye
sevdiğimiz kızlar
çok dibimiz donmuştur
ve çoğu zaman
bu kar mevzuu
kızlara yeterince ilginç gelmemiştir
hiçbir şey
kapalı bir dükkan kadar
hüzünlü gelmez insana
ankara'da,
yoksa bugün bir hayat
yaşanmayacak mı duygusu çöker bütün bozkıra.
kimse keman çalmaz belki
belki bu film hiçbir zaman
o kadar fiyakalı olmayacak ama
hiçbir lahmacunda
o okul yolundaki üçüncü sınıf lokantadakinin
tadını vermeyecek bir daha
çok daha iyilerini yedim sonra
bizzat urfa'da hatta
ama hiçbirinde
o kadar aç oturmadım sofraya
ankara'ya
öyle yakışırdı ki kar
çok yabancı bir soluk duyulur bazı
bilinmez bir dilin ıslığından
anla ki sıkıldı bizim konsolosluktaki konuklar
öyle deme ankara'yı sevmeyene bir zulümdür
bu kadar insanın neden ankara'yı sevdiğini anlamadan
ankara'da yaşamak
yollarına hep sevdiğimiz insanların
adlarını vermediler ama
biz her duvara
bilvesile onların adını yazarak yaşadık
kül ve betondan mürekkep
yaşadıkça yaşanılası gelen
o tuhaf bozkır kokusunda.
ankara'ya
öyle yakışırdı ki kar.
asfaltlar ışıldar...
bir günden bir sürü gün yapan
mesai saatlerinde hiçbir şey yapan
hiçbir şey alıp hiçbir şey sunan
rakıyı bol sulu içen
dokunmasın için değil!
çabuk bitmesin dîye devletimin tekel rakısı,
hep kağıtlara bakarak,
hep kağıtlardan bakarak
hem neşet ertaş' ı hem bülent ersoy' u
aynı anda sevmeyi başararak,
karısının bayat ekmeklerden yaptığı tatlıyı
çok beğenmeyerek ama
yine de bu tasarrufunu takdir ederek
boynu hep kıdemli bir atkının içinde saklıyken
hep bir şeylere birilerine küsmüş gibi
yürüyen...
memurlar.......
ankara'ya
öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar...
biz,
şimdi kapalı bir kuruyemişçi
dükkanının
-ki bütün plan kar altında
tuzsuz ay çekirdeği çitleyip
yanı sıra bafra içmektir-
kötü ışıklandırılmış vitrininden
umutsuzca içeri bakan,
kimliği gereğinden fazla sorgulanmış,
merhabadan çok çıkar ulan kimliğini denmiş,
-yani sistem kendi verdiği kimliği
zırt pırt geri istemektedir-
doğduğu yer yüzünden
doğuştan kavgacı zannedilen ama
pek çoğu kavgadan nefret eden
kavgacı
esmer
cesur
korkak
çoğu kürt
çoğu türk
çocuklardık...
ankara'ya
öyle yakışırdı ki kar....
ha sonra
belki ahmed arif'in aklına
hiçbir şairin aklına gelmeyecek
-çünkü hiç kimse bir daha ankara' yı
o'nun kadar sevemeyecek
-bir şiir işlenir:
kar altındadır varoşlar
hasretim, nazlıdır ankara .....
ustam yine sen bilirsin ama
hangi aralıkta bir şair ölmüşse
işte o,en netameli aydır bence.
ankara'ya
öyle yakışırdı ki kar...
asfaltlar ışıldar...
yalanlar...
şimdi ve sonra
ne zaman ankara'ya kar yağsa
elim, gönlüm,
çocukluğum buz tutar.
Yorum (12) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
YENİ YIL
Yorum (12) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Yorum (4) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
ADAM GİBİ BİR ADAM
çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
sen aklı başında kalabilirsen eğer
yüreğine, sinirine “dayan” diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da
herkesin bırakıp gittiği noktaya
sen dayanabilirsen tek başına
korktuğun yerde el öpmez
hükümran olduğun yerde ezmezsen
oğlum adam oldun demektir
üstelik
ADAM GİBİ BİR ADAM.
Rudyard KİPLİNG
Yorum (6) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
GERÇEK BİR OLAY
Adamın biri arabasıyla giderken bir yolcu alır. Yolcu arka tarafa oturur. Şoför “Eee hemşerim, kimsin, nereye gidersin?” diye sorar. Yolcu “Ben Azrail’im, canını almaya geldim” der. Şoför alaycı bir tavırla “Sen mi Azrailsin” der “Güldürme beni!” Yolcu sakin bir tavırla “Sen daha önce Azrail gördün mü de tarif ediyorsun” der ve ekler “İnanmadın bana öyle mi?” Şoför:
- İnanmadım tabii...
Yolcu “O zaman
Öndeki arkaya bakar, bakar, bakar... Sonra şoföre dönüp:
- Abi arkada kimse yok ki, der.
Şoför hışımla arkasına bakar ve yanındakine “Kör müsün be adam, arkada oturuyor ya!” der. Öndeki arkaya bir daha bakar ve “Abi senin kafan mı iyi, yoksa benle dalga mı geçiyorsun!” der. Bu sefer arkadaki söze girer:
- Gördün mü! Öndeki beni ne duyabilir, ne de görebilir...
Şoförün dizlerinin bağı çözülür, beti benzi atar. Arkadaki, şoföre “Hadi” der “Arabayı kenara çek, canını almadan önce 2 rekat namaz kıl!” Şoför çaresiz arabayı kenara çeker, aşağı iner ve namaza durur. Şoför namazını kılarken 2 hırsız arabayı çalıp karanlıkta kaybolur.
Yorum (11) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
‘Öğretmenim, babamın grevi bitti...’
Kocaman kara ıslak gözleriyle bana bakarak, “Babam grevde öğretmenim, onun için ben bu çocuk tiyatrosuna gelemeyeceğim” dedi. Bütün bunları söylerken titrek bir sesle ve olanca çekingenliği vardı üzerinde. Ben ise kente gelen çocuk tiyatrosuna hep birlikte gitmenin güzelliğinden söz ederken öğrencilerime, Küçük Merve’nin bu sözlerinin şaşkınlığıyla; “Bu ne güzel şeydir!” dediğimi anımsıyorum. O bu sözlerime gecikmeden “Grevin neyi güzel öğretmenim! Babam greve katıldığı için maaşını alamıyor ki. Tiyatro biletini alamayacağım için de sizlerle birlikte gelemiyorum” dedi. Hep birlikte Merve de dahil çocuk tiyatrosuna gittik gitmesine; ama bir yerlerden başlayıp nasıl anlatılırdı,
bu küçük yüreklere ‘Telekom işçisinin grevi’.
“Bakın beni dinleyin çocuklar; sizlerle birlikte geçmiş zamana doğru bir yolculuğa çıkalım hadi!” dedim. “Ülkemizin işgal edildiği yıllara -Kurtuluş Savaşı yıllarına- gidelim. O zorlu mücadele verilirken haberleşmenin öneminden söz edelim.”
Hepsi söylenenleri can kulağıyla dinlerken Merve’nin ilgisi başkacaydı.
Ne de olsa greve çıkmış Telekom işçisi bir babanın kızıydı o.
O günlerde İngiliz işgal güçleri telgrafhanelerimize el koymuştu. Ancak yine de yurdunu seven birçok yürekli telgraf memuru, tüm baskılara karşın haberleşmeyi sağlamaya çalışıyordu. Telgrafçı Manastırlı Hamdi Efendi bunlardan en bilineniydi. Hele sizin yaşlarınızdaki ‘Sallabaş Kemal’ çocuk yaşına karşın cepheyle haberleşmeyi sağlamayı başarmıştır. Anadolu’da başlayan bu mücadelenin en iyi şekilde yürümesi için o tarihlerde Ankara’da Telgraf İdaresi kurulmuştu çocuklar (bu kurumun adı sonra PTT olacaktır). Ve şimdilerde bildiğimiz şekliyle Telefon İdaresi kısmı özelleştirilmiştir. Bu günlerdeki Telekom işçileri çalışma koşullarını iyileştirmek ve daha insanca bir yaşam sağlayacak ücret için greve çıkmışlardır. Unutmayalım ki çocuklar; Merve’nin babası dahil greve katılan tüm Telekom işçileri Kurtuluş Savaşı yıllarımızdaki Telgrafçı Manastırlı Hamdi Efendi kadar ülkelerini seven insanlardır. Ve bu işçiler aynı zamanda Telekom’un yabancılara satılmasına da karşı çıkmışlardı. Onları anlamak zor olmasa gerek diyerek konuşmamı tamamladım.
Epey zaman sonra Merve -kara gözlerinin olanca iriliğiyle- bana bakarak okul bahçesinde; “Grev bitti öğretmenim, babam bugün işbaşı yapacak!” diyerek ortalığın sessizliğini bozdu. Bu kez “Ne güzel şey değil mi Merve!” deyişime şaşırmadı. O grevi başarmış bir Telekom işçisinin kızıydı…
Yorum (6) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
..sürgün yeridir aşk yüreğimde, açlığına bile boyun eğdiğim..kapama gözlerini, sesini uzak tutma..sancılarına vedaların düşlerle direniyorum..dilimde bakire bir bekleyiş, gelip bozmanı diliyorum..
dokunamadım sevdanın yanık tenine
oysa istemlerin süzgecinden taşar hayat, bilirim
hangi yüreğin terk edişlerinde göçebe kaldı özlemler..?
sılası uzak değil kavuşmaların, sessizce direnirim
ah tütün kokulu sevişmelerin çıplak sarılışı
sözüm var, göğsümde dinlendireceğim ıslak dudaklı başını
soyun ve arın kasıklarında biriken özlemlerden
..beş yaşında parmaklarımdan kayan uçurtmam gibidir aşk ellerimde, gidişlerine bile söz geçiremediğim...artık ağlamayacağım dediğim an barıştım aynalarla..aldığım nefese borcum var, yüreğimi güldüreceğim..
anladım, niyetin yok gelmeye
ben bekleyişleri kapımdan kovdum,
sen bulup getiriyorsun ellerinle
dinlediğin son şarkıda kal,
gelinlik bir kız gibi değil artık sabrım sevgilerimde
tutulmayan sözlerde yitirdim masumiyetimi
kelimelerim bu yüzden keskin ve asi, gülüşlerimde bile
..çiçek kokulu bir huzurdur aşk burnumun direğinde, yapraklarını öpebilmek için bile aylarca beklediğim..gitmelerin bıraktığı helis acılar küçülüyor ve kabuk bağlıyor zamanla..geçmeyen tek şey hüzündür gözlerde biriken..yeni doğmuş bir bebek değilim maalesef, yaşadım ve büyüdüm..tanıştığımıza memnun oldum aşk, mümkünse çok sık görüşmeyelim..
çıldırdı gece, kayan yıldızlardaki dilekler karıştı
dibi tuttu kelimelerin,
şiirlerde yanık kokusu var
ritimler coştu, Ege’nin nabzını ölçüyor süslü yeminler
bir adam ninni söylüyor sevdayı uyutmak için
bir kadın havanda sitemlerini dövüyor
bir gülüş bedenden akıp ayak parmaklarına kadar iniyor
bir yaş daha yaşlanıyor gece
gözlerde dilsiz vedaların nemli sorgusu var
...notaları yaralanmış bir şarkıdır aşk dilimde, acısını dindirebilmek için defalarca söylediğim..serkeş bir hüznün esintisinde demleniyor vurgu(n) lardaki şimali düşler..korkular gölgeli..ne istediğini bilmiyor duyguların ırzına geçen kelimeler...kulaklarını tıka yüreğim, beni yorma..
bir sena düşüyor dudaklarıma
ulaşamadıklarımı kutsuyorum
ve seslemliyorum şimdi
aşk,
kut san mış tır
artık...!
Yorum (6) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
<Önceki Yazılar | Sonraki Yazılar>









