*** EFTİHİSİN BLOGUNA HOŞGELDİNİZ ***

KİM ÖZLERDİ AVUÇ İÇLERİNİN TER KOKUSUNU

HAYATI TEK BAŞINA İÇİNE SIĞDIRAMAZSIN

RUH BULUŞMASI

10/5/2007 | Kategori: Can Dundar

 

Meksika'da Inka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog,  birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki  tapınaklara giden  uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla  tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında  konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii  Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar. Saatler sonra, yerliler kendi aralarında  konuşup tekrar  yola koyuluyorlar, sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.Arkeologlardan biri,yaşlı rehbere soruyor, hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere  bekledik? Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki; çok kısa sürede çok hızlı  yol aldık, ruhlarımız bizden cok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik...

Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadıgımızı,  niye mutlu olmayı beceremedigimizi  niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve "niye" ile başlayan  daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor İnkalar‘ın yaşlı torunu. Çünkü bu aptal  hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta  onu nerelerde unuttuğumuzu bile  hatırlayamıyoruz. Çocuğunu kaybeden annelerin çılgınlığında bir sağa   bir sola saldırıyoruz hepimiz, ama bir farkla,biz neyi aradığımızı bile bilmiyoruz...

Herkes bir  arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki çok paramız,sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz , spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacagız. Hadi maddeciligi bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremiz de kaç  kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hiç kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur.

Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının  önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki? Evet, önce göz  görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir  şansımız olmadığına da eminim... İşte bu yüzden içimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz, işte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp,çarpıp  kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz...

Gerçekte hız çagında yaşıyoruz. Her şey o kadar  hızlı geçiyor ki, ne işe, ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne  kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden  bütün ilişkiler yarım  yamalak, bütün sevgiler bölük pörcük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa  teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de  bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor, işlerimizi bir telefon, bir faksla  hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir  ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz  yok işte! Bence doğanın kara bir laneti bu. Biz ondan uzaklaştıkca, o da bizden  bütün zamanları çalıyor.

Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini  bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var? Hayat yalnız biz izin verdigimiz gibi  geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavas... Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk  da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştugumuzda...

 

 

                                                                                         CAN DÜNDAR

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

KİM ÖZLERDİ AVUÇ İÇLERİNİN TER KOKUSUNU Yorum (3) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar | Sonraki Yazılar>

RUH BULUŞMASI

 

Meksika'da Inka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog,  birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki  tapınaklara giden  uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla  tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında  konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii  Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar. Saatler sonra, yerliler kendi aralarında  konuşup tekrar  yola koyuluyorlar, sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.Arkeologlardan biri,yaşlı rehbere soruyor, hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere  bekledik? Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki; çok kısa sürede çok hızlı  yol aldık, ruhlarımız bizden cok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik...

Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadıgımızı,  niye mutlu olmayı beceremedigimizi  niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve "niye" ile başlayan  daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor İnkalar‘ın yaşlı torunu. Çünkü bu aptal  hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta  onu nerelerde unuttuğumuzu bile  hatırlayamıyoruz. Çocuğunu kaybeden annelerin çılgınlığında bir sağa   bir sola saldırıyoruz hepimiz, ama bir farkla,biz neyi aradığımızı bile bilmiyoruz...

Herkes bir  arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki çok paramız,sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz , spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacagız. Hadi maddeciligi bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremiz de kaç  kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hiç kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur.

Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının  önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki? Evet, önce göz  görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir  şansımız olmadığına da eminim... İşte bu yüzden içimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz, işte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp,çarpıp  kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz...

Gerçekte hız çagında yaşıyoruz. Her şey o kadar  hızlı geçiyor ki, ne işe, ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne  kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden  bütün ilişkiler yarım  yamalak, bütün sevgiler bölük pörcük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa  teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de  bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor, işlerimizi bir telefon, bir faksla  hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir  ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz  yok işte! Bence doğanın kara bir laneti bu. Biz ondan uzaklaştıkca, o da bizden  bütün zamanları çalıyor.

Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini  bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var? Hayat yalnız biz izin verdigimiz gibi  geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavas... Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk  da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştugumuzda...

 

 

                                                                                         CAN DÜNDAR

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

10/5/2007 | Kategori: Can Dundar | Yorum (3) | Yorum Yaz
Kalıcı Bağlantı | Arkadaşına Gönder


Önceki Sayfa | : | Sonraki Sayfa

  1. Yazan: smyrne | Tarih: 2007-05-11 23:29:16
    Konu: hayat
    güzel bir can dündar yazısı yine..
    teşekkürler paylaşım için
    ..
    sağlıcakla
    sevgiler..
    ;-)

    Bağlantı >

  2. Yazan: verocka | Tarih: 2007-05-11 14:59:28
    Konu: ruh ikizi.
    Evet yaşamda bir geçkalınmışlık ve erken gelmişlik hep var olmuştur. Ama "tin" in bedenin gerisinde kalması ... bedenin ruhun önüne geçmesi, farklı bir yaklaşım. Ki benim bu "tin" sel olgularla pek fazla haşır neşir olmuşluğum söz konusu da değildir.

    İnsanlar arasındaki uyuma gelince. "ten" veya "tin" uyumu konusunda söylenilmesi gerekenler var kanımca. İnsan uyum aramalı ilişkilerinde. Ama bu uyumun "ten" veya "tin" uymundan çok düşünsel bir uyum olması daha sağlıklı.

    Yaşamdaki mutluluğu veya mutsuzluğu metafizik kavramlara bağlamak ne kadar doğrudur ki ?
    ruhi sunu şiiri aklıma gelir şimdi
    " bize
    göz berildi gözleyin diye
    kulak verildi dinleyin diye
    dil verildi söyleyin diye..."

    Bu üçlemenin çözümeyeceği sorun yok sanırım . tabi algılamanın mahiyetinin "suje olduğunu unutmadan.
    yine uzadı değil mi. Mistik bir yazı olaması sebebiyle güzel sadece

    dost kaL

    Düzenleyen verocka gün: 11/5/2007 saat: 15:08

    Bağlantı >

  3. Yazan: SAKLIisyanlar | Tarih: 2007-05-11 13:27:02
    Konu: ruhumu gören var mı???
    "tamamen çektim gazdan ayağımı bu yazıyı okuduktan sonra... ruhumu bekleme zamanı... bi süreliğine durdum hayata... ruhuma... oralarda ruhumu gören var mı?"

    çok güzel bir paylaşım hakkatten.. yorumun içinde sonsuz teşekkürler...

    hoş kal... ruhunla en kısa zamanda buluşman umuduyla...

    Bağlantı >