*** EFTİHİSİN BLOGUNA HOŞGELDİNİZ ***

KİM ÖZLERDİ AVUÇ İÇLERİNİN TER KOKUSUNU

HAYATI TEK BAŞINA İÇİNE SIĞDIRAMAZSIN

ÖZLÜYORUZ...

2/11/2006 | Kategori: hayat iste

 

 

“Sümerbank tarihten siliniyor.Elinde bir şey kalmadığı için ismini de kaldırıyoruz.”
Kemal Unakıtan

 

SEKA İÇİN SÖYLEDİĞİ

“Staratejik yer imiş.Ne stratejisi,önemli olan müşteri bulmak.Müşteri gece gelsin,

Pijamayla çıkarım karşılarına.Seviyorum bu işleri arkadaş.”
Kemal Unakıtan

ŞEKER FABRİKALARI İÇİN SÖYLEDİĞİ

 “Kar edeni de, zarar edeni de satacağız!”
Kemal Unakıtan

TEKEL İÇİN SÖYLEDİĞİ

“Babalar gibi satarız!”
Kemal Unakıtan

PETKİM İÇİN SÖYLEDİĞİ

“Ülkenin işgal altına girdiğini söylüyorlar.Gelsinler işgal etsinler!”
Kemal Unakıtan

 

“Parayı veren düdüğü çalar.TÜPRAŞ’ı Ruslara satar mısın, diyorlar.Satarım arkadaş”
Kemal Unakıtan

TELEKOM İÇİN SÖYLEDİĞİ

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım,20 bin Dolar veren herkese, TELEKOM’ a ait Bilgileri vereceklerini söyledi.
Burada utanç verici olan, bunu ima etmek için kullandığı cümle:
Binali Yıldırım; “20 bin dolar veren kızımızı götürür” diyor

LİMANLAR İÇİN SÖYLEDİKLERİ
Ne banka bırakacağız,ne fabrika,Ne de işletme. Liman da bırakmayacağız.

Hepsini satacağız!”
Kemal Unakıtan

 

SATILIK VATAN TÜRKİYE !

 

Bu milleti yoktan var eden,dünya üzerindeki en haklı savaşı kazanan  emperyalistleri ülkemizden kovan ve çağdaş bir devlet kuran Ulu Önder Atatürk ve gözleri vatan aşkından başka hiçbir şey görmeyen,gözü kapalı ölüme atlayan atalarımız;Söke söke aldığınız ve sahiplendiğiniz topraklar şimdi hiçbir zorlama olmadan ne kadar kolay veriliyor o devletlere;

İyi ki bu günleri görmüyorsunuz,

         Ya da keşke görseniz mi demeliyim!

KİM ÖZLERDİ AVUÇ İÇLERİNİN TER KOKUSUNU Yorum (4) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

YAĞMURDAN SONRA : “ MÜBADELE-BÜYÜK BEDEL”

25/10/2006 | Kategori: hayat iste

 

 

“Ahali Mübadelesi “ 30 Ocak 1923’te Lozan’da imzalanan protokolle resmi kimlik kazandı.Protokolün yürürlüğe girme tarihiyse 6 Ağustos 1924.Kitlesel göçleri liman kentlerinde kurulan karma komisyonlar yürüttü.mübadele 1923’ten 1927’ye kadar sürdü.Yunanistan’dan Türkiye’ye gelenlerin sayısı 400.000 kadardı.Gidenler ise 1,5 milyona yakın…

---** “Gemi yolculuğunu zorlu bir yolculuk olarak değil de kendisine hep türkü söyletilen bir yolculuk olarak anımsayan Anastasia(84);gemide bir sürü insanın kendisini oradan oraya götürüp türkü söylettirirken sigaralarını kederle denize fırlatan erkekler,başörtüsünü yüzüne doğru çekiştirerek gözyaşını silen kadınlar,vatanını bir daha göremeyeceğini bilmenin burukluğuyla buruşuk oturan sessiz yaşlılar sanki yanıbaşımızdaydı”

Yunanistan’dan gelen göçmenlere 7 milyon dönümü aşkın toprak dağıtıldı.Türkiye’ye gelenler kısa sürede uyum sağlarken Yunanistan’a gidenler Anadoluluklarını uzun süre yaşattılar.Türkçeyi anadil olarak uzun süre yaşattılar.(Halen gidenlerin üçüncü kuşakları dahi konuşuyor) Dernekler,vakıflar kurdular.Köylerine,mahallelerine Anadolu’da yaşadıkları yerlerin adlarını  verdiler.İşte buna bazı örnekler;ATİNA Mahalleleri:Nea Zymirne(İzmir),Kaiserane(Kayseri),Agios Stephanos (Yeşilköy),Nea            Halkidona(Kadıköy),PİRE Mahalleleri:Nea İkonia(Konya),Nikaea(İznik),Selanik Mahalleleri: Magnessia(Manisa),Kserokrene(Kuruçeşme),Nea Mainemene(Menemen)Batı Makedonya Köyleri:Mersina(Mersin),Oine(Ünye)SELANİK köyleri:Raidestos(Tekirdağ),Sevastia(Sivas), Güney Yunanistan Köyleri:Nea Kios(Gemlik),Prokopi(Ürgüp),Nea Artaki(Erdek),Pandeihi  (Pendik)…

---** Giritten Cunda’ya Atina üzerinden getirildiklerini anlatıyor İsmet Hanım(88).”Üç gün gemide bekledik,yanaşamazdık ki,Cunda’da liman yoktu.Sonra bizi mavnalarla kıyıya taşıdılar,davul zurna ile karşıladılar.Taksiyaris Kilisesinin içinde açılan okula giderek Türkçe öğrendim.Babamın bir takası vardı,balıkçılık yapardı.O zamanlar yelkenli vardı,Ayvalık’a gitmek bile zordu.”

            Anlaşmanın en dikkat çekici yanı halkların isteğe bağlı değil de zorunlu olarak göç etmesini öngörmesiydi.Türkiye için Rumlardan kalan yerlerin ilgisiz kişilerce işgal edilmesi ve bilinen kentlerde göçlerin yoğunlaşmasından başka pek fazla problem yoktu.Yunanistanın ise nüfus çokluğu ve ekonomik sıkıntı nedenleriyle göçleri karşılamakta zorlandığı bir gerçek.Tabii her iki taraf içinde yollarda tifo,kolera ve güç yaşam koşulları nedeniyle ölen 500000 den fazla insan mübadelenin bir başka boyutu…

---**Yunanistan’a yolculuğunu anlatıyor Maria Küpelioğlu(89) “Ürgüpten çıkıp Mersin’e geldik.1 ay vapur bekledik.Pirea’ya gittik.Gelenlerin hepsinin saçını kestiler,karantinaya aldılar.İki kız kendini denize attı.Tam iki sene çadırda yaşadık.Ürgüpte doğdum,buraya 13 yaşımda geldim.Hala orayı arıyorum,oradaki kuru üzümleri,kayısıları.Buradaki üzümler ufacık.Oranın peyniri,her şeyi daha iyiydi.”

---** Fatma Erdal’ın(84) çocukluğundan kalma en ağır korkusunun gemide ölenlerin denize atılması olduğu hissedilir.Öyle ki kendisini Yunanistan’a doğduğu köye götürmek isteyen televizyon ekibine, “ Ya bu yaşta yolda ölürsem beni denize mi atacaksınız “dediğini anlatması,acıydı…

Türkiye'den 1 milyon 200 bin Rum, Yunanistan'dan da 600 bin Türk sökülüp atılmıştı doğup büyüdükleri, çocukluk sevincini yaşadıkları, ilk gençlik deliliklerinin peşinde koştukları, âşık oldukları, evlendikleri, çocuklarını doğurdukları, ölen yakınlarını gömdükleri topraklardan…

 

*

Ne kadar uzaktadır yüz yıl;

hangi anlatılamayacak yıldız kadar?

Ne kadar uzaktadır yaşanananlar;

yüz yıl sonra anlaşılamayacak kadar?

 

** (Yazılar Atlas Dergisi Ocak 2001 sayısından derlenmiştir.)

 

 

KİM ÖZLERDİ AVUÇ İÇLERİNİN TER KOKUSUNU Yorum (8) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Biraz da gülelim

8/10/2006 | Kategori: hayat iste

 

İstanbul’da üniversitede okuyan genç kız Ankara'daki babasına telefon etmiş."Baba, merhaba. Ben Lale."
"Ooooo. Güzel kızım benim. N'abersin bakalım?..."
"Hiç sorma babacığım. Hiç keyfim yok valla..."
"Hayırdır? Bi sorun mu var?...  ağlamaya baslar;
babası ise üzüntü ve meraktan kafayı yemektedir:
"N'ooldu kızım? Anlatsana..."
"Murat evi terk etti. Boşanmak istiyormuş..."
"Ne evi lan? Ne boşanması? Sen ne zaman evlendin de boşanıyorsun?"
"Hani senin hiç hoşlanmadığın esrarkeş çocuk vardı ya. Ben onunla evlendim."
"İyi halt ettin, zilli. Neyse, artik yapacak bi şey yok. Versin mahkemeye, hemen boşanın..."
"Boşanalım ama benden 10 milyar istiyor. Eğer vermezsem, iyi zamanlarımızda çektiği çıplak fotoğraflarımı İnternetten herkese yollayacakmış...."
"Püüh. Rezil... Çıplak fotoğraf çektirdin, öyle mi?"
"Ama babacığım. O benim kocamdı. Ne biliyim böyle bir puştluk yapacağını."
"Peki. Olan olmuş artik. Yârin havale ederim parayı... Öğleden sonra bankaya gidip çekersin; sonra da alıp yakarsın o kahrolası fotoğrafları..."
"Sagol baba. Eeee. Şey....Bi de kürtaj için 2 milyara ihtiyacım var..."
Adam artik iyice fenalaşır. Boğuk bir sesle konuşur:
"Kürtaj mi? Bi de hamile mi kaldın o çocuktan sen?..."
"Aslında ondan değil... Zenci bi çocuk vardı...Zaten o yüzden ayrılıyoruz ya...."
Adam bayılmak üzeredir. Nabzı yükselir, tansiyonu düşer, artik inleyerek konuşmaktadır:
" Biz seni oraya okumaya yollamıştık. Sen ne haltlar çevirmişsin. Allahim. Nedir bu basımıza gelenler...Okulu bitilir bitirmez Ankara'ya dönüyorsun, yoksa kırarım bacaklarını..."
"İstersen hemen dönebilirim babacığım. Ben geçen yıl okuldan atıldım çünkü..."
Adam masanın üzerindeki soğuk su dolu sürahiyi basından aşağıya devirir ve ancak bu şekilde konuşmasını sürdürebilir:
"Okuldan mı atıldın? Hani birlikte avukatlık yapacaktık, zilli?...Eh ulan? Sen hele bi gel buraya. Ben sana yapacağımı bilirim. Evden dışarıya adim attirmiycam sana. İlk isteyenle de evlendiricem...."
"O is zor be baba.. Biliyorsun, moda oldu, artik evlenmeden önce esler birbirlerinden sağlık raporu istiyorlar... Pek iyi bi rapor sunacağımı zannetmiyorum ben..."
"Allahim, çıldıracağım...Bir de cinsel hastalıklar haaa.....Kesin o zencidendir..."
"Çok pis arkadaşları vardı. Bilmem artik hangisinden kapmışımdır..." Güm diye bir ses duyulur. Adam kısa
bir süre için kendinden geçmiştir; ancak hemen kendisini toparlayıp tekrar telefonu alır.
"Hemen bu aksam dayını yolluyorum oraya. Seni alıp gelecek. Adresini ver bakiyim..."
"Mahmut pasa Karakolu’ndayım... Gelirken kefalet için de biraz para getirsin yanında..."
"Karakol mu?...Bi de karakola mi düştün layyynnn? Ne yaptın?...."
"Dün kafam çok bozuktu, çok içmişim. Araba kiralayıp dolaşmaya çıktım. O kafayla Arnavut köy’de
kokoreççi dükkanına girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralık araba firmasına biraz para vermek gerekir sanırım..."
Adam artik iyice fenalaşmıştır. Hatta fenalaşmak ne kelime; adeta kahrolmuştur.Telefonda kısa bir sessizlik olur. Kız tekrar konuşmaya baslar:
"Babacığım. Sakin üzülme. Bütün bunlar bir sakaydı. Ben sadece sınıfta kaldığımı söylemek için
aramıştım..."
Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla  haykırır:
"Canin sagolsun be güzelim, bosveeerrr. Okul da neymiş? Hiç mühim değil, tatlı canin sagolsun senin...."

KİM ÖZLERDİ AVUÇ İÇLERİNİN TER KOKUSUNU Yorum (2) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

ATATÜRK'ten

8/10/2006 | Kategori: hayat iste

İngiliz lordu Atatürk'ün daveti üzerine istanbul'a gelir. ingiliz lordu şerefine verilen yemekte servis yapan Türk elindeki tepsiyi devirir. herkes büyük bi şaşkınlık içinde kalmıştır ve Atatürk'ün ne tepki vereceği beklenirken, Atatürk ingiliz lorduna dönerek:

"HALKIM HERŞEYİ BECERİYOR DA Bİ TEK UŞAKLIĞI BECEREMİYOR".

KİM ÖZLERDİ AVUÇ İÇLERİNİN TER KOKUSUNU Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

ÖĞRETMENLER GÜNÜ

4/10/2006 | Kategori: hayat iste

Ülkemizde zordur öğretmen olmak,yolumuz dikenlidir,

küçümseniriz,eziliriz,değerimiz bilinmez,zor geçiniriz,

kimilerine göre hep yatarız,fazla çalışmayız,

Ama;

En uzak köylerde,en sığ tepelerde varoluruz,

yanarız,yıkılırız,yine de kucaklarız kır çiçeklerini,

söyleyin bana

bir sınıf kokusunda ki mutluluğu nereden bulup getirirsiniz bize

Biz Öğretmeniz,Eğitimciyiz,Üretiriz,

Yaşlı duvarlarda,yıllanmış sıralarda saklıdır güzelliğimiz,

 

DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIM,ÖĞRETMEN ARKADAŞLARIM

5 EKİM DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN...

KİM ÖZLERDİ AVUÇ İÇLERİNİN TER KOKUSUNU Yorum (6) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

SEDEF ÇİÇEĞİ

30/9/2006 | Kategori: hayat iste

Sedef Çiçeği

 

Mahkeme salonunda, seksen yaşlarındaki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı...

Adam inatçı bakışlarla, suskun ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözlerini ve bıkkın bakışlarını süzüyordu

Hakim tok sesiyle, yaşlı kadına: „Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun?“

Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı:

„Bu herif yetti gayri, 50 yıldır bezdirdi hayattan...“

Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda...

Sessizlik, bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu...

Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmıs 50 yılın ardından? Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı... Kadın neler diyecekti? Herkes, onu dinliyordu...

Yaşlı kadının gözleri doldu ve devam etti

Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim... O bilmez...
50 yıl önceydi.. O çiçeği bana verdiği çiçekler arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm

Yavrumuz olmadı onları yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı.
O zaman adak adadım.

Her gece güneş doğmadan önce, bir tas suyla sulayacağım onu diye...Iyi gelirmiş derlerdi...

50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi

Taa ki geçen geceye kadar... O gece takatim kesilmiş uyuyakalmışım... Ben, böyle bir adamla 50 yıl geçirdim Hayatımı, umudumu, herşeyimi verdim.

Ondan hiçbirşey görmedim Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim. Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."

Hakim yaşlı adama dönerek:"Diyeceğin birşey var mı, baba?" dedi.

Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle, hakime yöneldi.

Tane tane konustu: "Askerliğimi Reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım. O bahçenin, görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim

Ilk evlendiğimiz günlerin birinde, boyun ağrısı nedeniyle, onu hekime götürdüm

Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa, boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi

Her gece uykusunu bölüp uyansın, gezinsin dedi

Hekimi pek dinlemedi bizim hatun...Lafım geçmedi...
O günlerde, tesadüf, bu çiçek kurumaya yuz tuttu

Ben ona: „Gece çiçek sularsan geçer”, dedim. Adak dilettim...

Her gece onu uyandırdım ve onu seyrettim. O sevdiğim kadını, yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim. Her gece, o çiçek ben oldum sanki..." dedi adam

O yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle…

„Her gece, o yattıktan sonra uyandım. Saksıdakı suyu boşalttım. Sedef, gece sulanmayı sevmez, hakim bey... Geçen gece de... Yaşlılık... Ben de uyanamadım

Uyandıramadım... Çiçek susuz kalırdı ama kadınımın boynu yine azabilirdi...

Suçlandım...Sesimi çıkartamadım...“

O anda gazeteciler dahil, mahkeme salonundaki herkes ağlıyordu…

„Sevgide cömert ama sevdiklerimizi kırmada oldukca cimri olalı

KİM ÖZLERDİ AVUÇ İÇLERİNİN TER KOKUSUNU Yorum (2) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

KRAL ve EŞLERİ

29/9/2006 | Kategori: hayat iste

 

 

Bir zamanlar, büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten kralın 4 eşi varmış.
Kral en çok dördüncü eşini severmiş, bir dediğini iki etmez,her şeyin en güzelini en iyisini ona verirmiş.
Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için, onu çok kıskanır, üzerine titrermiş.

İkinci eşini de severmiş kral. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, kralın ne zaman bir derdi olsa daima onun yanında bulunur sorunun çözümünde ona destek verirmiş.
Kraliçe olan birinci eşiymiş kralın. Onu en çok seven, karşılık beklemeden seven, sağlığına ve hükümranlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi olmasına rağmen, kral birinci eşini sevmezmiş ve onunla hiç ilgilenmezmiş.

Bir gün kral ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Yakında öleceğini anladığı ve öldükten sonra yapayanlız kalmaktan çok korktuğu için,eşlerinden hangisinin ölüm yalnızlığını kendisi ile paylaşmak isteyebileceğini öğrenmek istemiş.

En çok sevdiği dördüncü eşine ölüm yolculuğunda kendine eşlik etmek ister mi diye sorduğunda aldığı yanıt kalbine bıçak gibi saplanan kısa ve net      “mümkün değil"

olmuş...

Hayatım boyunca seni sevdim.Sen benimle birlikte ölmeyi kabul eder misin sorusuna

üçüncü eşi de "hayır, hayat çok güzel. Sen ölünce ben yeniden evleneceğim"

diye yanıt vermiş. Kral bir kez daha yıkılmış.

Her sorunumda her zaman yanımda olan bana yardım eden sendin,bu sorunumda da bana yardımcı olur musun talebine karşı ikinci eşinden;"bu sorunun için hiç bir şey yapamam,

olsa olsa sana mezarına kadar eşlik eder,güzel bir cenaze töreni yaptırır ve yasını tutarım"

karşılığını almış.Büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta olan kral birinci eşinin sesi ile irkilmiş. "nereye gidersen git seninle olurum, seni takip ederim..."

Ah diye inlemiş kral;

            "keşke bir şansım daha olsaydı..."

YAŞAMDA HEPİMİZ 4 EŞLİYİZ ASLINDA;

Dördüncü eşimiz vücudumuz.. Onun güzel görünmesi için ne kadar zaman, kaynak ve çaba

harcarsak harcayalım öldüğümüzde bizi terk edecektir.

Üçüncü eşimiz sahip olduğumuz servetimiz ve statümüzdür. Ölür ölmez başkalarına yar olacaktır.

Tüm sorunlarımızı paylaştığımız bu kişilerin en son yapabilecekleri şey bu dünyadan gözleri yaşlı bizi uğurlamak olacaktır. İkinci eş,ailemiz ve dostlarımızdır.

Birinci eşimiz ise ruhumuzdur.       Bizimle gelir...

Unutmayın;

Yediklerimiz değil, hazmettiklerimiz bizi güçlü yapar.

Kazandıklarımız değil, biriktirdiklerimiz bizi zengin yapar.

Başkalarına verdiğimiz öğütler değil, bizzat uyguladıklarımız bizi insan yapar….

KİM ÖZLERDİ AVUÇ İÇLERİNİN TER KOKUSUNU Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

| Sonraki Yazılar>